Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Artık iyice metalaşmış dünyamızda, bir nebze de olsa gerçek mutluluktan pay alabilmek umuduyla... Şiirle ve mutlulukla...
25 Mart 2018 Pazar
11 Mart 2014 Salı
Saman Sarısı - Nazım Hikmet
...
ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın
arasında
onu oraya sen koydun
bir taş kuyunun dibindeki suydu
bakıyorum eğilip
bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masanın üstündeydi cıgara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cıgaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi
diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu ama
kendisi vardı
vakıt hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşıyor bize
...
ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın
arasında
onu oraya sen koydun
bir taş kuyunun dibindeki suydu
bakıyorum eğilip
bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masanın üstündeydi cıgara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cıgaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi
diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu ama
kendisi vardı
vakıt hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşıyor bize
...
2 Aralık 2013 Pazartesi
Sevdadır - Arkadaş Zekai Özger
...
üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar
Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
Hasretine vur beni
...
üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar
Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
Hasretine vur beni
...
4 Kasım 2013 Pazartesi
29 Ekim 2012 Pazartesi
Paul Eluard - Karartma
Kapılar tutulmuş neylersin
Neylersin içerde kalmışız
Yollar kesilmiş
Şehir yenilmiş neylersin
Açlıktır başlamış
Elde silah kalmamış neylersin
Neylersin karanlık da bastırmış
Sevişmezsin de neylersin
Yollar kesilmiş
Şehir yenilmiş neylersin
Açlıktır başlamış
Elde silah kalmamış neylersin
Neylersin karanlık da bastırmış
Sevişmezsin de neylersin
7 Ekim 2012 Pazar
Altay Öktem - Aşk Üç Kişiliktir
yüzümde metresine dantelli don almış
taşralı tüccar mutluluğu var
yüzümde kırık bir şişeyi andıran
yanık izi var baba beni tahrik et
yaralı bir kuşun yanına göm beni
tek koluyla savaşarak tarihe geçen
bir halk kahramanı gibi abart kendini
acı dediğin yaşadıklarının izi değil
yaşamayı ıskaladıklarındır asıl
baba beni ahşap bir ev gibi düşün
yıkık dökük bir han gibi
uyurken saçımı okşa, uyanınca kundakla
herkes bilir; iki kişi sohbet edebilir ancak
bir kişi daha girmezse hayatlarına
aşk falan yoktur. aşk üç kişiliktir baba
cinayet içinse yüzlerce kişi gerekir
metresine molotof kokteyli taşıyan
pis bakışlı kambur bir oğlan kadar mutluyum
dönmemi bekleme boşuna, vuracaksan
sırtımdan vur beni baba
ne yana dönsem arkamda kalıyor hayat
ne yana dönsem sütü taşırmış
bir kadın telaşı. yüzüme bak baba;
sapından koparılmış gül kırmızısı
taşralı tüccar mutluluğu var
yüzümde kırık bir şişeyi andıran
yanık izi var baba beni tahrik et
yaralı bir kuşun yanına göm beni
tek koluyla savaşarak tarihe geçen
bir halk kahramanı gibi abart kendini
acı dediğin yaşadıklarının izi değil
yaşamayı ıskaladıklarındır asıl
baba beni ahşap bir ev gibi düşün
yıkık dökük bir han gibi
uyurken saçımı okşa, uyanınca kundakla
herkes bilir; iki kişi sohbet edebilir ancak
bir kişi daha girmezse hayatlarına
aşk falan yoktur. aşk üç kişiliktir baba
cinayet içinse yüzlerce kişi gerekir
metresine molotof kokteyli taşıyan
pis bakışlı kambur bir oğlan kadar mutluyum
dönmemi bekleme boşuna, vuracaksan
sırtımdan vur beni baba
ne yana dönsem arkamda kalıyor hayat
ne yana dönsem sütü taşırmış
bir kadın telaşı. yüzüme bak baba;
sapından koparılmış gül kırmızısı
Dost - Cahit Külebi
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.
insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.
insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.
5 Ekim 2012 Cuma
Nazım - Kadınım Hoş Geldin
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.
Devamı Oku: Hoşgeldin Kadınım=Nazım Hikmet
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.
Devamı Oku: Hoşgeldin Kadınım=Nazım Hikmet
29 Temmuz 2012 Pazar
11 Haziran 2012 Pazartesi
26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bir Nehrin Tükenişi - Yılmaz Odabaşı
Hasretin kançanağı gözlerinde oturuyorsun;
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun…
Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım;
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
Tükenişi bir aşkın,
bir nehrin tükenişine benzer.
Ne deniz olabildin,
ne nehir kalabildin...
Kendin ol, kendin ol…
Sen buysan başkası ol!
Buysan kederden öleceğim,
başkası olursan de kimi seveceğim?
/Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen;
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun…
Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım;
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
Tükenişi bir aşkın,
bir nehrin tükenişine benzer.
Ne deniz olabildin,
ne nehir kalabildin...
Kendin ol, kendin ol…
Sen buysan başkası ol!
Buysan kederden öleceğim,
başkası olursan de kimi seveceğim?
/Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen;
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../
15 Ocak 2012 Pazar
Tahirle Zühre Meselesi - Nazım
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
5 Ocak 2012 Perşembe
Haydarpaşa
İstanbul'a dair en sevdiğim olarak kalacak olan bu güzide yapı içerisinde bulunmanın hayali bile, uzaklığı bir nebze olsa dayanılır kılıyor. Fakat her seferinde anıların ıslattığı gözlerimle izlediğim klibi ve eşsiz sözleriyle yüreğimde yeni kan sızıntıları yaratan bu parça, eskide kalan sevmeleri her daim taze tutuyor.İmkansızlığını bildiğim gerçekler artık o kadar acı vermiyor. Sadece geleceğe çok az kaldım, benliğim hep anılarda...
19 Aralık 2011 Pazartesi
Sevgi Namına
Her dinlediğimde beni uzaklarda bıraktıklarıma götüren fakat ısrarla hala "Gel Gönül" diyerekten ya gönlümün sahibi çağırıyorum hala, yahut da kendimi inanılmış sevgilerden uzak tutmaya, kendi söylediğim yalanlara inanmamaya davet ede yegane parçanın yürekteki yaralara merhem sürercesine yumuşak dokunuşlara sahip bir ses eşliğinde kulaktan kalbime akışı... Ve şarabın yokluğu yanı başımda... 'Kutsal Kase'de içilesi yegane içecek çay eşliğinde özlemlere dalmak...
Zafer Güler - Gel Gönül
Zafer Güler - Gel Gönül
14 Aralık 2011 Çarşamba
Anılardan Nick Cave
Müdahaleci bir tanrıya inanmıyorum
Ama biliyorum ki sen inanıyorsun sevgilim.
Eğer inansaydım diz çöker ve yalvarırdım;
Sana müdahale etmemesini,
Saçının tek bir teline bile dokunmamasını,
Seni olduğun gibi bırakmasını isterdim.
Ve seni yönlendirmek zorunda hissederse,
Doğruca benim kollarıma yönlendirmesini...
Ama biliyorum ki sen inanıyorsun sevgilim.
Eğer inansaydım diz çöker ve yalvarırdım;
Sana müdahale etmemesini,
Saçının tek bir teline bile dokunmamasını,
Seni olduğun gibi bırakmasını isterdim.
Ve seni yönlendirmek zorunda hissederse,
Doğruca benim kollarıma yönlendirmesini...
5 Aralık 2011 Pazartesi
Sunay Akın - Beyaz Tutkal
Türkçeyi askerde öğrenen bir Kürt
dost olduğu martıya
heceletir etiketini: Hayal
nice kırıklığı
yapıştırır Kız Kulesi
denizin rafında unuttuğunuz
ah, o beyaz tutkal
Berberden hiç çıkmayan
bir kadın gibi Paris
bigudisini tutan pens yerine
saçlarına takar Eyfel'i
ve sokakta oynayan
yaramaz çocuğu İstanbul'un
Kız Kulesi diye bilinir
alçıya alınan kırık eli
Dizlerine yatıp sevgilimin
bir yaz gecesi
beyaz duvarında
seyrediyorum Şarlo'yu
üç şey aldım yanıma
Boğaz'ın ortasındaki ıssız adada;
k ı z k u l e s i n e m a
dost olduğu martıya
heceletir etiketini: Hayal
nice kırıklığı
yapıştırır Kız Kulesi
denizin rafında unuttuğunuz
ah, o beyaz tutkal
Berberden hiç çıkmayan
bir kadın gibi Paris
bigudisini tutan pens yerine
saçlarına takar Eyfel'i
ve sokakta oynayan
yaramaz çocuğu İstanbul'un
Kız Kulesi diye bilinir
alçıya alınan kırık eli
Dizlerine yatıp sevgilimin
bir yaz gecesi
beyaz duvarında
seyrediyorum Şarlo'yu
üç şey aldım yanıma
Boğaz'ın ortasındaki ıssız adada;
k ı z k u l e s i n e m a
3 Aralık 2011 Cumartesi
Sunay Akın - Asansör
Telefon santralleri
beni sana bağlar sevgilim
nükleer santraller ölüme
gökyüzünün nerede olduğunu soran
bir vapur dumanına
yanıt veremiyor hiç kimse
Çocuğunu asma köprüde sallayan
bir annedir İstanbul
ki onun
içi süt dolu
biberonudur Kız Kulesi
soğusun diye suya tutulan
Ne kalem kılıçtan
ne kılıç kalemden üstün olsun
öğrensinler birlikte yaşamayı
örneğin kalem
aşk şiirleri yazsın
ve köreldikçe kılıç yontsun
Yalnız kaldığımız an da bile
alırız insan kokusunu
ıssız adasında
üstünden atamamıştır Robinson
yaptığı ilk mastürbasyonda
yakalanma korkusunu
Kendi boşluğuna asılı
birer asansörüz aslında
ve ben elimde
taze bir karanfil
sıkışıp kaldım
iki katın arasında
beni sana bağlar sevgilim
nükleer santraller ölüme
gökyüzünün nerede olduğunu soran
bir vapur dumanına
yanıt veremiyor hiç kimse
Çocuğunu asma köprüde sallayan
bir annedir İstanbul
ki onun
içi süt dolu
biberonudur Kız Kulesi
soğusun diye suya tutulan
Ne kalem kılıçtan
ne kılıç kalemden üstün olsun
öğrensinler birlikte yaşamayı
örneğin kalem
aşk şiirleri yazsın
ve köreldikçe kılıç yontsun
Yalnız kaldığımız an da bile
alırız insan kokusunu
ıssız adasında
üstünden atamamıştır Robinson
yaptığı ilk mastürbasyonda
yakalanma korkusunu
Kendi boşluğuna asılı
birer asansörüz aslında
ve ben elimde
taze bir karanfil
sıkışıp kaldım
iki katın arasında
22 Kasım 2011 Salı
DENEME 1
Oturduğu pencere kenarında, izlediği yağmurla yarışırcasına akan gözyaşlarına inat hayatta hala gülmeye değer bir şeylerin olduğuna inanmak istiyordu. Elinde boşalmak üzere olan kadeh, iki adım ötesindeki siyanürün tadını gizlemeye yeterdi, bunu bilmese de hissediyordu. Fakat gizlenen bu tat, öldürmeye yeterdi bunu ise kesinkes biliyordu.
Birden pencerenin önündeki kurumuş papatyalara – papatyayı çok severdi- ev sahipliği yapan sırılsıklam kanatlarıyla minik bir serçe yavrusu gördü. Tüylerinin ıslaklığının, gözyaşlarından mı, yağmurdan mı olduğunu düşündü. Tüm kâinatın – onun gibi – bu gün ağladığını düşünüyordu. Yağmurun şiddetine bakılırsa Tanrı da ağlıyordu. İyi ama Tanrı tek olduğuna göre, onu kim terk etmişti?
Düşüncelerinin saçma olduğuna karar verip kadehini doldurmak üzere, sehpanın üzerindeki kırmızı şarap şişesine doğru yürüdü. Ayağa kalkınca düşmemek için otluğunun kenarına tutundu. Sevgisinden değersiz gördüğü bekâretini bu koltukta teslim etmişti Ufuk’a. Şimdi ise Ufuk’un armağanı sayılacak bu ayrılığın dehşetiyle bu koltuğa teslim oluyordu. Birden koltuğa yığılıp kaldı.
Dört yıldan daha uzun bir süreyi doldurmuştu bir kaza sonucu tanıştıkları Ufukla olan birliktelikleri. Fakat onu daha uzun bir süredir tanıdığını anımsadı. Üniversiteyi bitirdiği sene başladığı fabrikadan düzenli olarak kâğıt alan bir basımevinde çalışıyordu Ufuk. Ta o günlerden beri okuduğu her kitabın, her derginin onun elinden çıkmış olabileceğini, bütün ‘v’ harflerinin onun matbaası tarafından kendilerinin ürettiği kâğıtlara basıldığını düşünmek tatlı bir haz veriyordu.
Birden pencerenin önündeki kurumuş papatyalara – papatyayı çok severdi- ev sahipliği yapan sırılsıklam kanatlarıyla minik bir serçe yavrusu gördü. Tüylerinin ıslaklığının, gözyaşlarından mı, yağmurdan mı olduğunu düşündü. Tüm kâinatın – onun gibi – bu gün ağladığını düşünüyordu. Yağmurun şiddetine bakılırsa Tanrı da ağlıyordu. İyi ama Tanrı tek olduğuna göre, onu kim terk etmişti?
Düşüncelerinin saçma olduğuna karar verip kadehini doldurmak üzere, sehpanın üzerindeki kırmızı şarap şişesine doğru yürüdü. Ayağa kalkınca düşmemek için otluğunun kenarına tutundu. Sevgisinden değersiz gördüğü bekâretini bu koltukta teslim etmişti Ufuk’a. Şimdi ise Ufuk’un armağanı sayılacak bu ayrılığın dehşetiyle bu koltuğa teslim oluyordu. Birden koltuğa yığılıp kaldı.
Dört yıldan daha uzun bir süreyi doldurmuştu bir kaza sonucu tanıştıkları Ufukla olan birliktelikleri. Fakat onu daha uzun bir süredir tanıdığını anımsadı. Üniversiteyi bitirdiği sene başladığı fabrikadan düzenli olarak kâğıt alan bir basımevinde çalışıyordu Ufuk. Ta o günlerden beri okuduğu her kitabın, her derginin onun elinden çıkmış olabileceğini, bütün ‘v’ harflerinin onun matbaası tarafından kendilerinin ürettiği kâğıtlara basıldığını düşünmek tatlı bir haz veriyordu.
4 Kasım 2011 Cuma
Zülfü Livaneli - Doğdukları Yerde Ölenler
Bozkırda bir kasabadan geçerken
Tozlu yolda iki sıralı kahveler
Öyle sakin kıpırtısız
Otobüsü süzerler
Doğdukları yerde ölenler
Sıcak öğle sonları, kan uykularda
Serinliği dipsiz kuyuların
Soğutulmuş testilerde sızıntı
Güneş birden devrilir gider
Ve geceleri titrer fenerler
Hiç şikayet etmezler
Doğdukları yerde ölenler
Dağ başında bir köyde
Kar altında dal gibi bir kız
Munzur Dağı gibi köye yazgılı
Çeşme başındaki gülüşmeler
Dünya onlar için dönmez
Bilmezler yol yorgunluğunu
Sesleri yankı bulur
Hep aynı kayadan, aynı saat diliminden
Düşlerinde Çin ü Maçin’e giderler
Doğdukları yerde ölenler...
Kendi Sesinden...
Tozlu yolda iki sıralı kahveler
Öyle sakin kıpırtısız
Otobüsü süzerler
Doğdukları yerde ölenler
Sıcak öğle sonları, kan uykularda
Serinliği dipsiz kuyuların
Soğutulmuş testilerde sızıntı
Güneş birden devrilir gider
Ve geceleri titrer fenerler
Hiç şikayet etmezler
Doğdukları yerde ölenler
Dağ başında bir köyde
Kar altında dal gibi bir kız
Munzur Dağı gibi köye yazgılı
Çeşme başındaki gülüşmeler
Dünya onlar için dönmez
Bilmezler yol yorgunluğunu
Sesleri yankı bulur
Hep aynı kayadan, aynı saat diliminden
Düşlerinde Çin ü Maçin’e giderler
Doğdukları yerde ölenler...
Kendi Sesinden...
2 Kasım 2011 Çarşamba
Noise/Gürültü
Geçen akşam CNBC-E de izlediğim bu harika film toplum olarak herkesi ilgilendirdiği halde, kulaklarını tıkamış toplumu görmezden gelerek tüm toplum için toplumu karşısına alan ve sonuç olarak başarıya ulaşan bir anti-kahramanın macerasını ve hassasiyetini ele mükemmel bir yapım. Sivil itaatsizlik örneği...
Başrolünde "The Shawshank Redemption (1994)"dan tanıdığımız Tim Robbins...
http://www.imdb.com/title/tt0425308/
Fragmanı
Başrolünde "The Shawshank Redemption (1994)"dan tanıdığımız Tim Robbins...
http://www.imdb.com/title/tt0425308/
Fragmanı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)